ODA SEÇİMLERİ TÜRKİYE'DE YENİ BİR DEĞİŞİMİN BAŞLANGICI OLUR MU? - SADULLAH ÖZCAN

ODA SEÇİMLERİ TÜRKİYE'DE YENİ BİR DEĞİŞİMİN BAŞLANGICI OLUR MU? - SADULLAH ÖZCAN

01.10.2026 09:28 | Güncelleme Tarihi: 01.10.2026 09:28

ANKARA KORİDORU

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında oda ve borsa seçimleri başlıyor. Takvim kasım ayına kadar devam edecek.
İlk bakışta bu seçimler, iş dünyasının kendi içindeki rutin bir yönetim yarışı gibi görülebilir. Oysa mesele bundan daha büyük.
Asıl soru şu:
Bu seçimler, Türkiye’de yeni bir değişimin başlangıcı olabilir mi?
Çünkü mesele yalnızca kimin başkan olacağı değil. Asıl mesele, seçilecek kadroların odalara nasıl bir anlayış getireceği.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde bunun önemli bir örneği var.
2001 ekonomik krizinin ardından Türkiye yalnızca siyasi iktidar değişikliğine değil, iş dünyasının örgütlenme ve temsil anlayışında da değişimlere sahne oldu. TOBB’da yönetim değişti. İş dünyasının ekonomi ve siyasetle kurduğu ilişkinin dili de zaman içinde farklılaştı.
Bunların 2002’deki siyasi değişimin doğrudan nedeni olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Ancak ekonomik ve kurumsal zemindeki değişimlerin, Türkiye’nin genel dönüşüm dönemleriyle birlikte ilerlediği de bir gerçek.
Bugün benzer bir soru yeniden önümüzde duruyor.
TESK’te 19 yıllık Bendevi Palandöken dönemi sona erdi.
Şimdi gözler oda ve borsa seçimlerine çevrildi.
Burada sorulması gereken soru sadece “Kim seçilecek?” değil.
“Nasıl bir anlayış seçilecek?”
Çünkü artık oda ve borsaların yalnızca üyelerinin sorunlarını Ankara’ya taşıyan temsil kurumları olarak kalması yeterli değil.
Üyenin maliyetini nasıl düşürecek?
Verimliliğini nasıl artıracak?
Finansmana ve teknolojiye erişimini nasıl kolaylaştıracak?
Yeni pazarlara ve ihracata nasıl ulaşmasını sağlayacak?
Nitelikli iş gücü sorununa nasıl çözüm üretecek?
İşte burada klasik temsil anlayışı ile ekonomik organizatörlük arasındaki fark ortaya çıkıyor.
Bir oda; ortak satın alma, lojistik, teknoloji, finansman, eğitim ve pazar imkânlarında üyelerini birlikte hareket ettirebiliyorsa artık sadece temsil eden bir kurum değildir.
Ekonomik kapasite oluşturan bir organizasyondur.
Önümüzdeki seçimlerde yapay zekâ, dijitalleşme, ihracat, teknoloji ve benzeri pek çok kavram duyacağız.
Ancak kavramın modern olması tek başına değişim anlamına gelmez.
Önemli olan mekanizmadır.
“İhracat” deniyorsa kaç yeni ihracatçı ortaya çıkacak?
“Dijital dönüşüm” deniyorsa kaç işletmenin verimliliği artacak?
“Ortak satın alma” deniyorsa üyenin maliyeti ne kadar düşecek?
Çünkü proje yapmak başka, ekonomik kapasite oluşturmak başka.
İşte bugün başlayacak seçimlerin asıl önemi burada.
Yeni seçilecek kadroların önünde önemli bir fırsat var.
Odaları ve borsaları yalnızca temsil eden değil, üyelerinin üretim ve ticaret kapasitesini artıran yapılara dönüştürmek.
Bunu başarabilirlerse, seçimler sadece yönetim değişikliği olarak kalmaz.
Daha geniş bir değişimin başlangıcına dönüşebilir.
Belki de Türkiye’de değişimin işaretlerini yalnızca siyasetin merkezinde aramamak gerekiyor. Siyasetin merkezinin yeniden kurulmasında en etkin yerden bahsediyoruz.
Bazen değişim önce ekonominin tabanında, iş dünyasının örgütlerinde kendisini gösterir.
Şimdi soru şu:
Oda ve borsa seçimleri Türkiye’de yeni bir değişimin başlangıcı olacak mı?
Bunun cevabını sandık günü değil, seçilecek kadroların seçimden sonra ortaya koyacağı performans verecek.
Çünkü seçilmek başka, değişim başlatmak başka.

YAZARIN DİĞER YAZILARI