11.09.2026 22:11 | Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 22:19
İslamcılık, insan zihninin ürettiği bütün beşeri söylemler gibi tarihseldir. Belli bir zaman diliminde ve toplumsal koşullarda o zamanın ihtiyaçlarına göre kurgulanmış yeni bir beşeri okumadır.
Dünyanın çeşitli yörelerinde hatta aynı yörenin içinde farklı okumalar olabilir. Zaman ve ihtiyaçlar değiştikçe, buna paralel olarak okuma biçimleri de değişebilir. Bosna Savaşı sırasında Aliya İzzetbegoviç, kendileri için o zaman diliminde kıtal (Savaş) ayetlerinin geçerli olduğunu savunmuştu. İzzetbegoviç, haklı olarak savaşın hüküm sürmediği bölgelerde başka ayetlerin geçerli olduğunu hatırlatıyor bize. Çünkü savaş şartları oluşmadan savaş ayetlerinin uygulanması mümkün değildir.
Öte yandan, kalıcı ve değişmez olan, her tür beşeri yorumun üstünde konumuyla vahyin kendisidir. Tarihin hangi döneminde olursa olsun vahiy temel alınarak yapılan hiçbir insani yorum (tefsir) değişmez kabul edilip kutsallaştırılamaz. Yorum, konumu gereği bilgisi sınırlı ve bütün zamanları kuşatıcı olmayan insan tarafından yapılmaktadır. Tarihin bir döneminde belli şartlara bağlı olarak beşeri zihnin ürettiği bir yorumu değişmez kabul ederek kutsallaştırmak bizi entegrizme götürür. Entegrizm, dinin bir dönemde yapılan yorumunu bütün zamanlar için geçerli sayan söylemdir. Bundan dolayı Müslümanların birbirlerini eleştirileri, yorum üzerinden değil, Kur’an ve Sünnet üzerinden olmalıdır. Bir dönemin geçerli İslamcılık anlayışını temel alıp mutlak kabul ederek başka bir İslamcılık anlayışını eleştirmek hem tutarlı değildir, hem ahlaki değildir, hem de İslam’ın farklı içtihat oluşturma geleneğine aykırıdır.
İslamcıların yenilgisinden bahsediyorsak bunun nedeni modern dünyanın karşısında bulundukları pozisyon değil, kendi içlerinde olan yetersizliklerdir. Kendine olan güvenlerini kaybetmeyen insanlar, insanlığın kurtuluşu için gerekli olan enerjiyi kendi içlerinde daima taşırlar. Dolayısıyla Müslümanların önündeki en büyük engel kendi dışlarında değil içlerindedir. Kurtuluş da hiç kuşkusuz buradan başlayacaktır; çünkü Kur’an’a göre bir toplum kendini değiştirmezse Allah’ın onlar üzerindeki hükmü de değişmeyecektir. Şurası açık ki, değişimin ana aktörü Müslümanların kendileridir. Bundan dolayı İslamcılık, başlangıcından beri sorunun çözümünü Müslüman toplumların kendi iç dünyalarında aramışlardır. Hiç şüphesiz İlk İslamcı neslin savunduğu Kur’an’a dönüş, içtihat kapısının açılması ve cihat ruhunun diriltilmesi iç sebeplerle ilgilidir. Müslümanların karşılaştığı sorunlarda sadece dış faktörleri öne çıkararak anlamlandırmaya çalışan anlayış ise sonuç alıcı bir anlayış değildir.
İslamcıların iktidarı ele geçirmeleri zafer, iktidardan uzak kalmaları yenilgi değildir. Bazen ele geçirilen iktidar yenilginin sebebi olur. Zulmün aracı olan bir iktidara sahip olmaktansa mazlumların, kaybedenlerin sesi olmak, adaletin yanında olmak daha anlamlıdır.
Hiç şüphe yok ki, Müslümanların ana hedefi ahireti kazanmaktır. Dünya hayatının amacı Allah’ın sınırlarına teslim olarak yaşamaya gayret edip Allah’ın huzuruna çıkmaktır.
Siyasal İslamcılık, tıpkı sosyalizm, liberalizm, anarşizm ve faşizm gibi modernitenin ürünüdür. Devletin devasa gücü bütün akımları etkileyerek, siyasal alanın elde edilip yukarıdan aşağıya dizayn etme ilkesini benimsemiştir. İslamcılığın ilk kurucu ataları olan C. Afgani ve M. Abduh arasındaki temel farklılık da bununla ilgilidir. Bu anlamda M. Abduh'un Türkiye'deki izdüşümü Said Nursi'dir. Anadolu’nun yetiştirdiği en seçkin zihinlerden olan Mehmet Akif ise her iki düşünürü de "Safahat " adlı eserinde över. Akif, Abduh gibi inkılap istediği belirtir.
Din adına yapılan her yorum içine insani çabanın girdiği bir bilgi düzleminde ortaya çıkar. Bu nedenle kim tarafından yapılırsa yapılsın hiçbir yorum, dinin kendisiyle aynı düzlemde ele alınamaz. Din, Tarih ve zaman dışı bir varlık olan Allah tarafından gönderilmiştir. Yorum ise tarih ve zamanla sınırlı, hataya açık insan tarafından yapılır. Allah ve insanın bilgisi aynı ontolojik düzlemin ürünü değildir. Bu yüzden hiç kimse benim dini yorumum en doğru yorum, diğer bütün yorumlar yanlıştır diyemez.
Bütün ideolojiler, kimlikler, düşünceler, tasarımlar insan ürünüdür ve tarihseldir. Din karşısında hiçbiri değişmez kabul edilerek bütün zamanlar için mutlaklaştırılamaz. Allah'ın bilgisinin yansıması olan ayet mutlak ve değişmezdir, tarih ve zaman üstüdür. Sosyalizm, milliyetçilik, liberalizm insan ürünüdür; tarihseldir, değişime açıktır ve mutlak değildir. Hiçbir ideoloji ile din eşitlenemez, çünkü bilgi kaynakları aynı ontolojik düzlemin ürünü değildir.
Günümüz İslam dünyasının en büyük sorunu, İslam’ın vaat ettikleriyle Müslümanların vaat ettikleri arasındaki acı farkıdır. Müslümanların İslam’ı temsil etme konusundaki başarısızlıkları, İslam önündeki en büyük engeldir.
Evrensel olan Allah’ın bütün zamanlar için yol gösterici vahyidir; insan bilgisi, konumu, zekası ne olursa olsun bütün zamanlar için değişmez bir proje üretemez. Bundan dolayı her dönemin sorunlarına paralel olarak üretilen İslamcılık evrensel ve değişmez bir proje üretemez. İslamcılığın en değerli yanı, İslam’ın temel kavramlarına dayanarak yaşadıkları dönemin sorunlarına karşı çözüm üretme arayışıdır. Bu arayış hiçbir tarihsel dönemde sona ermemiştir. Din yaşadığı sürece bu arayış da devam edecektir kuşkusuz.
İslamcılığa karşı yürütülen eleştirilerin bir kısmı iyi niyetli değildir kuşkusuz. İslamcılığa karşı sürdürülen eleştirilerin bir amacı, bu arayışın köklerini kurutup, İslam dışı ideolojilere meşruiyet kazandırılması içindir. İslamcılık eleştirilerinin bir amacı da, Kur'an ve Sünnete dönük arayışın önünü tıkayarak, dinin temel değerlerine dayanan erdemli bir toplum arayışının önünün kesmektir.
Oysa İslam, sürekli erdemli bir toplum arayışının adıdır.